Enflasyon ve Faiz Kıskacında Yatırımın Sessizliği

Türkiye ekonomisi, son yıllarda yüksek enflasyon ve buna paralel olarak artan faiz oranlarıyla mücadele ediyor. Bu ikili sarmal, yalnızca vatandaşın alım gücünü değil, aynı zamanda reel sektörün ve girişimcilerin yatırım iştahını da ciddi biçimde törpülüyor.

Bugün artık yatırım denince akla, geleceğe dair umut değil risk ve belirsizlik geliyor.

Enflasyonun çift hanelere kalıcı biçimde yerleştiği bir ekonomide, uzun vadeli planlama yapmak neredeyse imkânsız hale geliyor. Girdi maliyetlerinin sürekli yükselmesi fiyat öngörülerini bozuyor; şirketler, üretim kararlarını revize etmek zorunda kalıyor. Diğer yandan, tüketici talebindeki dalgalanmalar da piyasa istikrarını sarsıyor. Bu atmosferde bir yatırımcı için “yarını görmek”, lüks bir ayrıcalığa dönüşmüş durumda.

Faiz oranları ise bir yandan enflasyonu dizginlemeye çalışırken, öte yandan yatırımı daha maliyetli hale getiriyor. Finansmana erişim zorlaşıyor; kredi maliyetleri, yatırım projelerinin fizibilitesini tehdit ediyor. Özellikle KOBİ’ler ve üretim sektöründeki aktörler için yeni bir makine yatırımı yapmak ya da kapasite artırmak, bugünkü faiz koşullarında ciddi bir risk anlamına geliyor. Çünkü alınan her borç, geri ödeme sürecinde öngörülmeyen maliyetlerle karşılaşma ihtimali taşıyor.

Bu kısır döngü, Türkiye’nin üretim ve istihdam gücünü zayıflatıyor. Yatırımların ertelenmesi, yalnızca bugünü değil, gelecekteki büyüme potansiyelini de törpülüyor. Oysa üretim kapasitesini artırmadan, yüksek katma değerli sektörlere geçmeden enflasyonu kalıcı biçimde kontrol altına almak da mümkün değil. Yani yatırım, yalnızca ekonomik büyümenin değil, aynı zamanda fiyat istikrarının da anahtarı.

Bu nedenle, ekonomi yönetiminin dengeli bir geçiş süreci tasarlaması gerekiyor. Enflasyonu kontrol altına alırken, reel sektörün nefes almasına imkân tanıyan destekleyici mekanizmalar devreye sokulmalı. Uzun vadeli yatırım kredileri, vergi teşvikleri ve belirsizliği azaltacak yapısal reformlar, iş dünyasına güven verebilir.

Unutulmamalı ki yatırım, yalnızca makineye ve binaya yapılan harcamalar değil; geleceğe duyulan güvenin, istikrar algısının bir yansımasıdır. Bu güven ortamı sağlanmadıkça, hiçbir faiz indirimi ya da teşvik paketi tek başına yeterli olmayacaktır. Türkiye’nin yeniden yatırım konuşan, yatırım yapan bir ülke haline gelmesi için enflasyon-faiz kıskacından çıkışını sağlayacak yapısal adımlara bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.

makale fy a95