Türkiye İMSAD Üye Buluşması Gerçekleştirildi
Türkiye İMSAD Üye Buluşması, inşaat malzemesi sanayicilerini ve ekonomi profesyonellerini bir araya getirdi. Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun KÜÇÜKOĞLU, globalleşmenin yerini yerelleşmeye ve bölgeselleşmeye bırakmaya başladığını belirtti
ve dünyanın yedinci büyük ihracatçısı konumunda olan inşaat malzemesi sanayisinin önünde önemli fırsatlar oluştuğunun altını çizdi. Toplantıda, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Eski Başekonomisti Prof. Dr. Hakan KARA da genel ekonomideki beklentiler üzerine sunumunu gerçekleştirdi ve Türkiye’nin bölgesel anlamda büyük bir potansiyelinin olduğuna dikkat çekti.

Türkiye İMSAD (Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği) Üye Buluşması, 14 Mayıs 2025 Çarşamba günü İstanbul Limak Hotel’de gerçekleştirildi. Dernek üyelerinin yoğun katılım gösterdiği toplantıyı, sektör temsilcileri ve ekonomi çevreleri de ilgiyle takip etti. Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun KÜÇÜKOĞLU’nun açılış konuşmasını yaptığı toplantıda, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Eski Başekonomisti Prof. Dr. Hakan KARA, ‘’2025 Yılı ve Sonrasının Ekonomik Beklentileri ve İnşaat Sektörüne Etkileri’’ başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Toplantı, Türkiye İMSAD Genel Sekreteri Aygen ERKAL’ın sunumu, yeni üye plaket takdimi ve Geleceğe Yatırım Ödülleri’nin sahiplerini bulması ile son buldu.
“Globalleşme Yerini Yerelleşme ve Bölgeselleşmeye Bırakıyor”
Ekonomik ve sosyal açıdan derin bir dönüşüm yaşandığını vurgulayan Tayfun KÜÇÜKOĞLU, açılış konuşmasında şunlara değindi:
“Dünya, insanlık tarihinin en hızlı değişimlerinden birine tanıklık ediyor. Globalleşme süreci, 1945’te Birleşmiş Milletler’in, 1995’te ise Dünya Ticaret Örgütü’nün kurulmasıyla ivme kazandı. Ancak 2008’deki finansal krizle birlikte globalleşme, yerini yerelleşmeye ve bölgeselleşmeye bırakmaya başladı. Çin’in yükselişi, Brexit süreci, ABD-Çin gerilimi, pandemi, seçim süreçleri ve artan milliyetçilik, bu geçişin başlıca nedenleri oldu. Artık ülkeler kendi kendine yetme arayışında. Bu dönüşüm, sektörümüzü de doğrudan etkiliyor. Türkiye inşaat malzemesi sanayisi olarak, dünyanın yedinci büyük ihracatçısı konumundayız. Bu süreçte doğru adımlar atarak sektörümüz ve ülkemiz için önemli fırsatlar yaratabileceğimizi düşünüyoruz. Sanayiciler olarak artık yalnızca üretici değil, aynı zamanda birer stratejist olmak zorundayız.”
“Coğrafyamız Önemli Fırsatlar Sunuyor”
Konuşmasının devamında dönüşüm sürecinin inşaat malzemesi sanayisi için oluşturacağı gelişmelere değinen KÜÇÜKOĞLU,”Küresel dönüşümde dört temel fırsat dikkat çekiyor. İlki, yaşlanan Avrupa’nın üretim ihtiyaçları olarak öne çıkıyor. Avrupa, inşaat malzemeleri dahil birçok sektörde üretim için bize her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Yeşil Mutabakat mevzuatlarını dikkate alarak proaktif bir yaklaşım geliştirmeli, Avrupa ile olan ihracat ve iş birliğimizi daha ileriye taşımalıyız. Biz de bu konuda sanayicilerimizi bilinçlendirmek, yönlendirmek ve üniversitelerle birlikte çözümler üretmek için çaba gösteriyoruz. İkinci önemli fırsat ise coğrafyamızdan kaynaklanıyor. Suriye, Ukrayna, Kuzey Afrika ülkeleri, Orta Doğu gibi bölgelerde yeniden inşa dönemine giriliyor. Bu, inşaat malzemesi sanayisi için büyük bir potansiyel anlamına geliyor. Üçüncü olarak, ülkemizin 1,5 milyar nüfusuna etki edecek (AB, Orta Doğu, Orta Asya, Kuzey Afrika, Rusya, Kafkasya) bölgesel üretim, teknoloji ve lojistik üs olma potansiyelimiz var. Tarihi hamleyi topyekûn hayal ederek ve kararlılık ile isteyerek gerçekleştirebiliriz,” diye konuştu.

“Enerji Verimliliği Tercih Değil Zorunluluktur”
İnşaat malzemesi sanayisinin Türkiye’deki gelişim alanlarına da vurgu yapan KÜÇÜKOĞLU, “Bu süreçte dördüncü temel başlığımız ise ülkemizin ihtiyaç duyduğu 6 alanda gelişme potansiyelidir. Bunları kentsel dönüşüm, deprem bölgesi ihtiyaçları, alt yapı ve kamu yatırımları, mevcut konutların yenilenmesi, yeni konut ve yapı ihtiyaçları ve enerji verimliliği ihtiyaçları oluşturuyor. Özellikle depremlerden sonra oluşan ihtiyaçların karşılanması için sektörümüz her türlü malzemeyi zamanında temin etme gücüne sahiptir. Mevcut konut stokunun yarısından fazlasının yenilenmesi gerektiğini de biliyoruz. Enerji verimliliği konusu ise sadece bir tercih değil, aynı zamanda küresel iklim değişikliğiyle mücadelede bir zorunluluktur, dedi.
“AB ile Daha Güçlü ve Kapsamlı Müzakerelerin Önünü Açabilir”
Prof. Dr. Hakan KARA, önümüzdeki dönemde uluslararası pazarlarda yaşanacak değişimlerin etkilerine dair şunları kaydetti:
“Türkiye’nin küresel rekabet haritasına baktığımızda, birçok pazarda farklı ülkelerle karşı karşıya geldiğimizi görüyoruz. Örneğin, Almanya özelinde en büyük rakibimiz Çin. Bu rekabetin yaşandığı sektörler zamanla Türkiye’nin ekonomik kimliğini şekillendiren ana temalar haline geliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nden kısmen dışlanan Çin, buradaki pazar kaybını telafi etmek için diğer bölgelere çok daha agresif bir şekilde yöneliyor. Ancak bu durum Avrupa için birebir geçerli değil. Çünkü Türkiye olarak Avrupa ile halihazırda birçok ikili anlaşmamız bulunuyor. Öte yandan Avrupa, Çin’in kendi pazarında çok fazla hâkimiyet kurmasını istemiyor. Bu da Türkiye için bir avantajdır. Yeni dönemde Türkiye’nin pazarlık gücünün artması, Avrupa Birliği ile daha güçlü ve kapsamlı müzakerelerin önünü açabilir.”
“Bölgesel Anlamda Büyük Bir Potansiyele Sahibiz”
Türkiye’nin sahip olduğu küresel konuma yönelik fikirlerini sunan KARA, “Ülkemizin jeopolitik pazarlık gücü giderek artıyor. Bölgesel anlamda büyük bir potansiyele sahibiz. Türkiye’nin sanayi kapasitesi ve üretim yetkinliği gerçekten üst düzeydedir. Özellikle inşaat malzemesi sektöründe boşlukları doldurabilecek, her türlü ürünü esnek ve hızlı şekilde üretebilecek kabiliyete sahibiz. Bu yetenek, önümüzdeki dönemde Türkiye için çok büyük bir avantaj olacak. Ancak bu avantajı değerlendirebilmek için biraz daha stratejik düşünmeye ihtiyaç var. Dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve altyapıların yenilenmesi derken teknoloji temelli bir yeniden yapılanma dönemi başladı. Türkiye’nin bu dönüşümü kendi lehine değerlendirebilmesi için en kritik koşul ise sürdürülebilir ve öngörülebilir bir makroekonomik ortamın sağlanmasıdır. Uzun vadeli istikrar ve güven ortamı, bu sürecin temel taşı olacaktır,” ifadelerini kullandı.
