Geleceğin Madenleri Katma Değerli Ekonomide Belirleyici Unsur Olacak
Dünyanın enerji ve iklim hedeflerine ulaşması noktasında önemli bir yerde duran ve temiz enerji teknolojileri için de ciddi bir potansiyel sunan kritik minerallerin piyasa büyüklüğünün, 2040’a kadar 770 milyar dolara ulaşması öngörülüyor.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki madenler, insanlığın başlangıcından itibaren yaşamın içinde yer alan önemli güç unsurlarından. Tarım gibi madencilik de çok uzun yıllardan bu yana toplumların öncelikli ihtiyaçları için gerekli olan ham madde kaynağını sağlıyor ve bu yönüyle de ülkelerin ekonomik kalkınmasında kilit rol oynayan sektörlerden biri olarak gösteriliyor. Madenlerin geçmişten günümüze azalmadan devam eden önemi, bugün çok daha farklı bir noktaya taşınmış durumda.
Dünya kaynaklarına yönelik sürdürülebilir yaklaşımlar ile yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimin artmaya başladığı son dönemde bazı mineraller kritik rol üstlenmeye başladı. Temiz enerjiye geçiş süreci ve özellikle de temiz enerji teknolojileri için ciddi bir potansiyel sunan lityum, grafit, kobalt, nikel ve bakır gibi minerallere artan talep, minerallerin piyasa değerinin de artmasına sebep oluyor. Dünyanın enerji ve iklim hedeflerine ulaşması açısından çok önemli olan kritik minerallerin piyasa büyüklüğünün 2040’a kadar 770 milyar dolara ulaşması öngörülüyor. Maden tedarikini güvence altına almak istedikleri için yatırımlarını bu yöne çeviren otomobil, pil hücresi ve ekipman üreticileri ise kritik mineral değer zincirine giderek daha fazla dâhil olma telaşı içinde.

Kritik Mineraller Temiz Enerji Teknolojilerinin Geleceği
Tükenmesinden kaygı duyulduğu için “kritik mineraller” olarak anılan kaynaklar, yeşil dönüşümün getirisi olan temiz enerji teknolojileri ile daha da kıymetli hâle geldi. Özellikle son yıllarda politika ve iş gündeminin üst sıralarında yer almaya başlayan kaynaklara yönelik talep sürekli olarak artıyor. Taleplerdeki artış da göz önüne alındığında, 2050 yılında kritik minerallere olan talebin 2020 yılına kıyasla 16 kat artacağı öngörülüyor. Küresel çapta temiz enerji geçişinin çok önemli olduğu bir anda dünyanın enerji ve iklim hedeflerine ulaşması açısından hayati önem taşıyan kritik mineraller pazarındaki hızlı büyümenin insanlığı cesaretlendirdiğini söyleyen IEA İcra Direktörü Fatih BİROL, Kritik Mineraller ve Temiz Enerji Zirvesi’nde yaptığı konuşmada şunları paylaştı:
“Kritik minerallerin yatırım, üretim ve rafine süreçlerinde ciddi bir risk var. Temiz enerji dönüşümünün hızı, belki de dünyanın doğru zamanda ve ekonomik koşullarda yeterli kritik mineral arzını sağlamasına bağlı olabilir. Yoksa temiz enerji dönüşümünün gerekenden daha yavaş olma riski söz konusu. Bu risk nedeniyle, tüm ilgili paydaşları bir araya getirerek kritik minerallerde arz güvenliğinin nasıl sağlanabileceğini tartışmak ve çözüm önerileri oluşturmak istiyoruz.”
Bor, Türkiye’nin En Zengin Madenleri Arasında Öne Çıkıyor
Günümüz dünyasındaki petrol, gaz ve özellikle de madencilik sektörlerinin yüzde 50’den fazlasının merkezi olarak Kanada öne çıkıyor. Maden rezervlerinde olduğu kadar maden üretimleri ile de dikkat çeken diğer ülkeler ise Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Çin, Güney Afrika, Avustralya, Rusya ve İngiltere. Türkiye de karmaşık jeolojik ve tektonik yapısı sayesinde çeşitli maden yataklarına ev sahipliği yapıyor. Dünyada yaklaşık 90 çeşit madenin üretimi yapılırken, ülkemizde 60’a yakın maden türünde üretim yapılıyor. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) verilerine göre dünyada 132 ülke arasında toplam maden üretim değeri itibarıyla 28’inci sırada yer alan Türkiye, maden çeşitliliği açısından ise 10’uncu sırada konumlanıyor. Dünyadaki endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2,5’i, kömür rezervlerinin yüzde 1’i, jeotermal potansiyelinin yüzde 0,8’i ve metalik maden rezervlerinin yüzde 0,4’ü Türkiye’de bulunuyor. Türkiye’nin en zengin olduğu maden ise bor.
Kritik Minerallerin Dağılımı
Kritik mineraller, küreselde oldukça farklı bölgelere dağılmış durumda. Son dönemin yükselen yıldızı ve yer kabuğunda bulunma sıklığı bakımından 25’inci sırada yer alan lityumun en çok bulunduğu yer, 39 milyon tonla Bolivya. Şili, lityum rezervinde 19,9 milyon tonla ikinci sırada; Arjantin, 12 milyon tonla üçüncü sırada; İran ise son keşifle dördüncü sırada yer alıyor. Küresel kobalt rezervlerinin ise yüzde 46’sı, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde yer alıyor.
2022 yılı itibariyle küreseldeki toplam bakır rezervinin 890 milyon ton olduğu ve toplamdan en fazla payı yüzde 21 ile Şili’nin aldığı görülüyor. Şili’yi yüzde 11’lik pay ile Avustralya ve yüzde 9’luk pay ile Peru takip ediyor. 100 milyon tonluk küresel rezerve sahip olan metal nikelin ise yaklaşık yüzde 40’ı sülfürlü yataklarda, yüzde 60’ı lateritik yataklarda bulunuyor. Bilinen en önemli nikel yataklarının bulunduğu ülkeler şöyle sıralanıyor; Avustralya, Brezilya, Rusya ve Yeni Kaledonya, Küba, Filipinler ve Endonezya.
Son çeyrek yüzyılda dünyanın fabrikası rolüyle kritik mineral tedarik zincirlerinin önemli oyuncusu olan Çin, küresel nadir toprak elementleri üretiminin neredeyse yüzde 60’ını tek başına sağlıyordu. Ülke, kobalt, bakır, grafit, lityum, neodimyum, nikel gibi maddelerde önde gelen rezerv veya rafinatör konumunda. Bu da dekarbonizasyon, askerî üstünlük ve geleceğin endüstrileri için Çin’e önemli bir rekabet avantajı sağlıyor.
Lityum Geleceğin Petrolü Mü Olacak?
Otomobil üreticileri için değeri her geçen gün artan lityum rezervlerine âdeta talep patlaması yaşanıyor. Özellikle son dönemde elektrikli otomobillere ilginin artması ve lityumun bu makinelerin ihtiyaç duyduğu enerji depolama birimlerinin temel maddesi olması, söz konusu mineralin geleceğini daha önemli hâle getirdi. Öyle ki, uzman görüşlerine göre yakın geçmişte petrolde yaşandığı gibi gelecekte de lityum sebepli siyasi krizler çıkabilir. Lityuma artan ilgi dolayısıyla hem yatırımları hem de keşif harcamaları hız kazanmış durumda. Lityum geliştirme konusunda uzmanlaşmış şirketlerin harcamalarında yüzde 50’lik bir artış kaydedildiği, elektrikli araç sektöründen önemli oyunculardan biri olan Çin merkezli şirketlerin ise 2022 yılında yatırım harcamalarını neredeyse iki katına çıkardığı görüldü. Lityum araştırmalarındaki rekor büyümeyle 2022’deki keşif harcamaları da yüzde 20 artış kaydetti. Lityum arama faaliyetlerinin özellikle Afrika ve Brezilya’da genişlediği görülüyor.

