SÇK (Sorun Çözme Kabiliyeti) Kavramı’nın Temel Taşı: “Akıl Altyapısı”

Birey, kurum ya da toplum yaşamlarının her ânında problem çözmeye çalışırız[1]. Çözebildiklerimiz “mutluluk ve kazanç”; çözemediklerimiz “üzüntü ve kayıp”; yanlış çözdüklerimiz ise yanıltıcı mutluluklar sunan birikim aşamasının sonunda “derin acılar ve yıkımlar” getirir.

Bireysel ve kurumsal yaşamlarımızın insanlık tarihi de neredeyse bütünüyle bu üç döngünün bileşimleridir.

Bu süreçte; kazançlı olamasa da en az zararla yer alabilmenin gerek ve yeter şartı; birey, kurum ya da toplumun Sorun Çözme Kabiliyeti’nin (SÇK) -kapasitesinin de denilebilir- karşılaşılan sorunların karmaşıklığından daha yüksek olmasıdır. Mesele de burada başlıyor!

SÇK, çeşitli yetkinliklerden oluşan bir bileşiktir[2]. Dolayısıyla da, eğer kişi bu konuyla ilgili ve terminolojiye hâkim biri değilse, zihninde SÇK teriminin bir somut karşılığı olmayacaktır. Hele “sorun”, “kabiliyet+sizlik” gibi olumsuz çağrışımları olan bir ifade, kişilerde merak değil antipati yaratıyor olabilir.

Böylece birey-kurum-toplum yaşamları için son derece önemli bir kavram, ne toplumun sıradan kesiminde ne iyi eğitimli kesimlerinde ve hattâ bu amaçla kurulmuş bir STK’nın üyelerinin çoğunda doğru çağrışımlar yapamayacaktır. BNGV[3] açısından da durum tam olarak budur. Çözüm nedir?

Çözüm, SÇK gibi çok bileşenli bir kavramı taşıyan ve insanlarda daha somut karşılığı olan bir iletişim stratejisinin benimsenmesidir. Böylece “bir taşla iki kuş” örneği, hem SÇK zihinlerde daha net karşılık bulacak hem de onu taşıyan temel ortaya çıkmış olacaktır.

SÇK’nın bileşenlerini bir arada tutan bu temel taş, “akıl altyapısıdır”. Aşağıda bu alt yapıyı SÇK’ya  bağlayan bağlaç ifadeler veriliyor:

  • Türkiye fiziksel altyapıya (köprü, yol, havalimanı) yatırım yapıyor; düşünsel altyapıya ise neredeyse hiç. Bir ülkenin sorunlarını çözmesi için kurumsal hafıza, veri kültürü, sivil katılım mekanizmaları, kanıta dayalı politika üretme geleneği gerekir. Bunların tamamına “akıl altyapısı” denebilir. “Türkiye’nin eksik olan altyapısı beton değil, akıldır.” Buna göre, SÇK herkesin hayatına dokunan şu terimle anlatılabilir: “Çözüm Aklı”.
  • İnsanlar ne zaman bir sorun ile karşılaşsalar, ilk ihtiyaç olarak “çözüm aklı üretmek” hatırlarına gelmeli. Japon’un aklına ilk gelen “Ishikawa Kılçığı” nasıl ki Japonya’yı bir kalite ülkesi yaptı ise, “Çözüm Aklı Üretmek” de bizi akıl ülkesi yapabilir.
  • “Çözüm Aklı” iyi; fakat, akıl > kavrama gücü > çözüm ilişkisi kurulamayabilir. Çünkü akıl kavramı kalıp olarak katılaşıp sorgulanmaz (ölü) hale gelmiş. O halde “akıl” kavramının bu sorgulanamaz katılığını kıracak yumuşatıcı -slogan kısalığında- açıklayıcılar lâzım. Meselâ:

o        Kaynağı: Akıl elle tutulur bir şey değil, beyin hücreleri arasında istemimizle oluşan bağlantılar topluluğunun adıdır. Üst-Akıl yaradılıştan gelmez, onu üretme ve işletme  gayretimizle gelişir. Aklın verili olduğu kabulü, akla karşı işlenen en büyük suç ve günahtır.

o        Diri ve ölü akıl: Nöronlar arasında bağlantılar -yani akıl-, her “yeni” (ses, görüntü, temas, koku, tat) karşısında oluşur. Tekrarlanan duyular ise “değişmez akıllar” (koşullanma) üretir ve akıl ölür. Ölü aklın işareti sorusuzluk, diri aklın işareti ise doğru sorulardır. Her beyinde diri ve ölü bağlantılar (akıl) birlikte bulunur ve her sorun karşısında birlikte ses verirler. Aptalca çözümler ve tekrarlayan sorunlar böyle oluşur. Bir soruna karşı ilk yapılması gereken, “ölü akıldan kurtulmak” (koşullanmışlıklarınızı keşfedip çöpe atmak) olmalıdır. Ölü akıldan kurtuluşun işareti, genetik belleğimiz içinde birden uyanan “sevinç” ve “kavrama gücü” artışıdır.

o        Doğru sorular: Türk toplumu döngüsel olarak hep aynı sorunlarla boğuşuyor; ama doğru soruları üretmek yerine eski reçeteleri tekrarlıyor.  YZ çağı, türümüzün varlığını sürdürebilmesini bir şarta bağladı: Ya sen YA’ya doğru soruları sorup yeni durumlara uygun akıllar[4] üreteceksin ya da YZ sana ne yapacağını dikte edecek. Doğru sorular, çözüm aklının da beka kabiliyetinin de anahtarı oldu.

o        Sömürülmek istemiyor isek: Doğadaki beslenme mücadelesi, tamamen bir “yemek ve başkalarına yem olmamak” için akıl üretebilme yarışıdır. “Çözüm akılları” üretemeyiş, bu akılları üretebilenlerce sömürülmeye teslim olmak demektir. Doğa, yem bulmak ve yem olmamak için hilelerle dolu. Doğayı taklit eden insan da bu yolda amacını hilelerle gizler. Hayatta kalmak ancak bu hileleri önceden çözümleyecek kavrama gücüyle (akıl) mümkün. Toplumumuz bu süreci henüz çözümleyememiş durumda.

o        Nasıl üretilecek? Geçmişte ya da bugün var olmuş insanlar ve diğer canlı ve cansızlar, sorunlarını çözebilmek için sürekli çözüm akılları üretti ve halen de üretiyorlar.

“Taklit, takdirin içtenlikli ifadesidir” deyişi, “nasıl” sorusunun cevabıdır. Yeter ki doğal ya da yapay zekâları bir araya getirerek daha yetkin çözüm akılları üretmeyi bir gurur ve kibir meselesi yapmayalım.

makale tt a99 2

Kaynakça:

[1]     Karl POPPER: “Tüm Yaşam Sorun Çözmektir”.

[2]     SÇK bileşenleri için şu adresteki sunumu indirip izleyiniz: https://bit.ly/3NNHMUt

[3]     BNGV için bkz. www.BeyazNokta.org.tr

[4]     Bkz. Farklı akıllar için 2 yazı: tinaztitiz.com/farkli-akillar/ ve

         tinaztitiz.com/farkli-akillar-2/