Bilim İnsanlarımız Neden Dinlenmiyor?

Beklenen İstanbul Depremi ile ilgili (kısaca BİD diyelim) bilim insanlarımızın çeşitli vurgu düzeyinde uyarıları var. En hafifleri dahi binlerce evin yıkılıp on binlerce insanın öleceğini, ülke ekonomisinin üretim gücünün ağırlıklı olarak yer aldığı Marmara Bölgesi’ndeki bu afetin tam bir beka sorunu yaratacağını rakamlarla açıklıyor.

Bu uyarıların ne gibi sonuçlar verdiği ayrı bir bilim dalının konusu olsa da, sokaktaki insanın gözlem kapasitesi içindeki sonucu, depremi ve muhtemel diğer afetleri tevekkülle bekleyen yurttaş sayısındaki artış olduğudur.

Bir yandan da yerel ve merkezi yönetimlerin önlem girişimleri olduğu biliniyor. Buna rağmen bu korkutucu uyarıların sebebi “muhalefet etme isteği” midir veya “olası afet zararlarının tahmin edilen büyüklüğü karşısında alınan önlemleri yetersiz görme” midir? Veya “televizyonların reyting toplama arzusu” mu ya da -olmaz ama- acaba “alınması önerilen önlemlerin yetersizliği hakkındaki sezgiler” mi? Ya da aldığımız önlemleri kıskanan bir “dış mihrakın işi” mi!

Muhtemelen bu sonunculardan bir kişinin hazırladığı bir zihin haritası, BİD sonunda uğranabilecek zararları ve onların kök nedenleri şu şekildedir; (Bknz. Afet Zararlarının Kök Nedenleri)

Harita, aslında deprem tehlikesi adında ayrı bir risk bulunmadığını, bizatihi yaşam biçimimizin kendi başına bir “risk üreteci” olduğunu anlatıyor. BİD, bu total risk’in sadece bir yer ve zaman kesitindeki izdüşümünden ibarettir.

Eğer kişi buna inanmayıp “deprem, diğer risklerden bağımsız kendi başına bir risktir; onun tek tek bileşenlerine önlem alarak yıkılacak bina ve ölecek insan sayısı azaltılabilir” gibi bir iddiada bulunursa, şöyle bir basit deneyi -hem de kağıt ve akıl yoluyla- yapabilir: Haritadaki herhangi (evet herhangi) bir dalı ele alıp sadece o dalın bile ne gibi zararlar üretebileceğini görebilir.

Eğer yine de ikna olunmaz ve “bu kadar çok nedenin hepsi aynı derecede sonuca etkili olamaz; o halde bunları önem ve öncelik sırasına koyarız ve mesela binaları yıkıp yeniden yaparak en önemli riski azaltırız” denilirse, bu haritanın her bir dalının geri besleme çevrimleri (feedback loops) yoluyla tahmin edilemeyecek düzeyde zarar üretebileceğini ya anlamaları ya da bizzat bekleyip sonuçlarını görmeleri beklenir.

Tahminler BİD’in gerçekleşme anı konusunda -olasılık itibariyle- önümüzde bir süre olabileceğini -tabii olmayabileceğini de- gösteriyor. Bu nedenle bu süreyi çerçevesi konusunda birbirimizi çok eksik bir risk örgüsü fotoğrafına göre korkutarak değil, en alttaki kök nedenlere (mesela yıkıcı bencillik gibi) yönelik önlemler uygulayarak kullanmak daha akılcı (dolayısıyla bilimsel düşünüşe daha uygun) olur.

tinaz titiz 88